[Azınlıkça – Sayı: 59 – Ağustos 2010]

İbram Onsunoğlu

1975 yılından beri ömür boyu hapis cezasını çekmekte olduğu cezaevinde rahatsızlanan “görünmez diktatör” Dimitrios İoannidis, kaldırıldığı hastanede 16 Ağustos günü öldü. 87 yaşındaydı, yaşlılık yüzünden birçok sağlık sorunları vardı, ölüm nedeni sıcak çarpması olarak açıklandı.

1974’te cuntanın yıkılışı ve demokratik yönetimin yeniden kuruluşundan sonra yargılanıp hüküm giyen ve 35 yıldır hapiste yatmakta olan iki cuntacı subay kalmıştı. Diğerleri ya hapisteyken öldüler, cuntanın başı Georgios Papadopulos gibi, ya da birçoğu yaşlılık ve hastalık nedeniyle özel aftan yararlanıp salıverildi, hâlâ yaşamakta olan Stilyanos Pattakos gibi. Şimdi cezasını çeken bir tek Nikolaos Dertilis var. İoannidis, kendisi için özel af talebinde bulunmayı reddetmişti. İki yıl önce sağlık nedenleri ileri sürerek salıverilmesini istedi, ama yetkili kurul bu talebini geri çevirdi.

Albay Dimitrios İoannidis, daha sonra tümgeneralliğe terfi etti, 21 Nisan 1967 askerî darbesini yapan cuntanın önde gelen isimlerindendi. Ama hep arka planda kalmayı tercih etti, cunta hükümetlerinde görev almadı, ordudan ayrılmayarak EAT-ΕΣΑ’nın (Yunan Ordusu İnzibatı-Özel Soruşturma Birliği’nin) başına geçti.
Megali-ideacıydı ve tam bir faşist. Kendini orduya adamış, siyasetçilere güvenmeyen, ülkenin ordu vesayetinde yönetilmesi gerektiğine inanan biriydi. Amansız bir antikomünist, gaddar ve işkenceci. Sinsi, komplocu ve darbeci. Hiçbir zaman izin kullanmadığı söylenir ve bekâr kalmıştır. (Bundan birkaç yıl önce, 80 yaşını aşmışken ve hapisteyken, bir subay arkadaşının dul karısıyla evlenmesi, herkesi şaşırtmıştı.) Keşiş yaşamı sürdüren, öne çıkmaktan ve gösterişten hoşlanmayan İoannidis, 25 Kasım 1973 karşı darbesiyle Papadopulos’u devirdikten sonra artık ülkeyi tek başına yönetmeye başladığında bile hiçbir zaman halk önüne çıkmadı, ortalıkta görünmedi, konuşmadı. Onun için adı “görünmez diktatöre” çıktı. General Gizikis’i cumhurbaşkanı, Andruçopulos’u başbakan tayin etti, kendisi perde arkasında kaldı, ülkeyi oradan yönetti. Veya öyle yönetebileceğine inanacak kadar safdildi, ama tehlikeli bir safdil.

CIA ile öteden beri yakın ilişkileri olduğu söylenir. Ender demeçlerinin birinde, 15 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs’ta oradaki Yunan ordusunu ve aşırı sağcı ve enosisçi yerel güçleri kullanarak Makarios’a karşı düzenlediği darbeyle ilgili olarak, “Türkiye’nin adaya müdahale etmeyeceğini söyleyen Amerikalılar tarafından aldatıldığını” iddia etmişti. Adaya Türk çıkarması başladığında, genel seferberlik ilan edip, Türkiye’ye karşı savaş emri vermiş, ancak bu kez kendi tayin ettiği kuvvet komutanları, “bu savaşın kazanılamayacağını söyleyip, ihanet etmişlerdi”. Oysa o, “Türklerden çok daha kaliteli silahlara sahip Yunan ordusunun bu savaştan muzaffer çıkacağına inanıyordu”. Böylesine safdil ve tehlikeli.

EAT-ΕΣΑ’nın komutanı olarak ΕΣΑ’yı yeniden örgütledi, güçlendirdi, misyonu cunta rejimini korumak olan kendi kişisel ordusu haline dönüştürdü, bir çeşit ordu içinde ordu. İoannidis’in, ayrıca, ordudaki ateşli genç subaylar üzerinde büyük etkisi olduğu söylenirdi. Papadopulos’a karşı darbeyi bu subaylar ve ΕΣΑ birlikleri ile gerçekleştirdi. ΕΣΑ, yalnız cunta aleyhtarı sivillerin değil, ordu içindeki demokratik veya kralcı subayların da kâbusu oldu. Cunta aleyhinde faaliyet gösteren vatandaşları ve subayları, her çeşit işkenceyi de uygulayarak sorgulamayı ΕΣΑ yürütüyordu. Cunta devrildikten sonra düzenlenen mitinglerde söylenen sloganlar arasında şu ikisi uzun süre yankılandı: «ΕΣΑ, SS, βασανιστές!», «Φόλα στον σκύλο της ΕΣΑ!». Burada “ΕΣΑ’nın iti” benzetmesi yapılan, İoannidis idi. Daha sonra hükümet, ΕΣΑ’yı kaldırıp, inzibat birliklerinin adını “Στρατονομία” olarak değiştirmek zorunda kaldı.

İoannidis, 1963-64 yılları arasında iki yıla yakın bir süre Kıbrıs’taki Yunan ordusunda görevlidir. On yıl sonra, İoannidis’in düzenlediği darbede yaşamını şans eseri kurtarıp Kıbrıs’tan kaçan cumhurbaşkanı Makarios, şu öyküyü anlatıyordu, 1964’lerde bir gün onu makamında İoannidis ziyaret eder, beraberinde Nikos Sampson vardır: “Kıbrıs sorununu kökten halledecek bir plan hazırlamışlar, bana bunu anlatmaya gelmiş. ‘Tüm adadaki Kıbrıslı Türklere aniden saldırıp, onların işini kökten bitireceğiz. Ve kurtulmuş olacağız.’ Şaşırıp kaldım. Kendisiyle hemfikir olamayacağımı, bu kadar masum insanın öldürülmesi olayını tahayyül edemediğimi söyledim… Caninin tekidir diyorum size.”

İoannidis, Kıbrıs’ta, Kıbrıslı Türklere karşı saldırılar düzenleyen Polikarpos Yorgacis ve Nikos Sampson liderliğindeki paramiliter grupların örgütlenmesine ve faaliyetlerine katkıda bulundu. İki toplum arasındaki çatışmaların şiddetlenmesinde onun parmağı vardır. Daha sonra, Yorgacis’le araları bozuldu, ve Makarios’un içişleri bakanı Yorgacis bir faili meçhule kurban gitti, bu suikastın perde arkasında İannidis’in olduğu söylenir. Ama öte yandan keşiş yaşamlı İoannidis, Yorgacis’in Fransız kökenli karısına olan hayranlığını gizlemiyordu. Yorgacis’in dul karısıyla daha sonra cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturacak Tassos Papadopulos evlenecekti. İoannidis, Makarios’u devirdikten sonra, yerine eski dostu “Türk kasapı” Sampson’u tayin etti. Yalnızca bu olay, Türkiye’yi çileden çıkarmaya yeterdi.

Makarios’un deyimiyle “caninin teki” olan İoannidis’in nefret ettiği ve bu yüzden hedef seçtiği bazı kişiler vardı, en başta Makarios, Yorgacis, ve cuntanın lideri Georgios Papadopulos gibi.

Makarios, ona göre, Enosis söylemlerine rağmen adanın Yunanistan’la birleşmesini engelliyordu ve komünistlerin etkisi altındaydı. İoannidis, 15 Temmuz 1974 tarihinde Makarios aleyhinde darbe düzenledi, amacı onu öldürmek ve Enosis’i ilan etmekti. Darbe başarılı oldu, ama Makarios kurtuldu. Türkiye’nin Kıbrıs harekâtıyla Enosis planı da altüst oldu.

Her çeşit karanlık işin içinde olan, başına buyruk ve denetlenmeyen Polikarpos Yorgacis, İoannidis’e göre adadaki en tehlikeli kişiydi. Cuntanın lideri Papadopulos’a karşı suikast girişiminde Yorgacis’in parmağı olduğuna inanıyordu. Ve bir faili meçhule kurban gitti. İoannidis, Yorgacis cinayetiyle ilgili çok şeyler bildiğini dolaylı olarak doğrulamıştır, bu suikastta doğrudan ilişkisi olduğu izlenimini vererek.

İoannidis, 21 Nisan darbesini birlikte gerçekleştirdikleri silah arkadaşı Georgios Papadopulos’un kısa süre içinde yıldızının parlamasından ve cuntanın tartışılmaz lideri konumuna girmesinden rahatsızdı ve onu devirmek için tetikte bekliyordu. Papadopulos’a ilgili istihbarat ulaştığında inanmadı, “Dimitri hanım evlâdıdır, darbe yapamaz” diye geçiştirdi. Onu her ihtimale karşı Atina’dan uzaklaştırmak istedi, ama başaramadı, zira İoannidis’in 20 bin kişilik sadık bir ΕΣΑ ordusu vardı. Papadopulos, kendini cumhurbaşkanı tayin ettikten sonra cunta rejimini özgürleştirmeyi ve sivilleştirmeyi düşünmeye başladı. Askerî cunta yönetiminden sivil yönetime yumuşak ve denetimli bir geçiş yapmak üzere eski siyasetçi Spiros Markezinis’in başbakanlığı altında bir “sivil” hükümet kurdurdu. Birkaç ay sonra 17 Kasım Teknik Üniversite öğrenci ayaklanması patlak verdi ve bu ayaklanma hemen yaygın bir hal aldı. Papadopulos, ayaklanmanın bastırılmasını emretti ve sıkıyönetim ilan etti. Atina’da kaos ortamı oluşmasında İoannidis emrindeki kuvvetlerin katkısı olduğu söylenir. Bu kargaşadan yararlanan İoannidis, bir hafta sonra tereyağdan kıl çeker gibi darbe yapıp, Papadopulos’u devirdi ve onu villasına hapsetti. Papadopulos, “21 Nisan İhtilali ilkelerine ihanet etmişti.”, darbeyi böyle gerekçeliyordu.

İoannidis, 8 ay sonra bu kez Kıbrıs’ta Makarios’a karşı yeni bir darbe düzenledi. Bu hareket, İoannidis’in de, Yunanistan’daki cuntanın da sonu oldu.

Görünmez diktatör İoannidis’in hedef seçtiği kişilere neler yaptığını birkaç örnekle anlatmaya çalıştım. Hedef seçtikleri arasında Kıbrıslı Türkler de vardı. On yıl öncesinden onları ani bir saldırıyla toptan kıyımdan geçirip yok etmek konusunda bir plan hazırlamıştı. Makarios onay vermediği için bu planı uygulamaya koyamamıştı. Şimdi uygulayabilirdi, ama hemen ardından devrildi.

Kurban olmaya çok daha elverişli Batıtrakyalı Türklerle ilgili İoannidis’in acaba nasıl planları vardı? Olmaması mümkün değil. Ama bu konuda elimizde hiçbir belge yok. Veya küçük bir belge, bir işaret var. Zira İoannidis, komplo kurallarına tam uyan profesyonel bir komplocu olarak peşinden hiçbir iz bırakmamaya özen gösteriyordu.

İoannidis’in 8 ay süren diktatörlüğü döneminde, zaten daha önce en ağır baskı ve ayrımlar altında ezilen Azınlık, bunların daha bir şiddetlenmeye başladığını pek hissetmedi, daha doğrusu bunu yeni diktatörlükle pek ilişkilendirmedi. Ama merciler arasında Batı Trakya’da Azınlık aleyhtarı daha sert bir İoannidisçi örgütlenme ve daha sert uygulamalar başlamıştı, ne var ki azınlık yaşamında bu yeni olumsuzlukları anlayıp dinleyinceye dek İoannidis devrildi.

İoannidis ve cunta devrildikten ve demokratik yönetim yeniden tesis edildikten sonra, Kıbrıs yüzünden Türkiye ile savaş tehlikesine rağmen, aylar boyunca ülke çapında özgürlüğe kavuşmanın verdiği bir coşku ve rahatlık, hoş bir düzensizlik, bir “anarşi” yaşandı, devlet sanki ortalıkta yoktu. Trakya hariç. Batı Trakya’da Azınlık bir yıl boyunca ırkçı saldırılar ve terör koşulları altında yaşadı. Bu hal, kısmen “malum” etkenlerin bir sonucuydu, Türkiye’nin Kıbrıs’a çıkışının faturasını azınlık Türklerine ödetmeden olmazdı. Ama büyük ölçüde Trakya’da Azınlık aleyhinde oluşmaya başlayan İoannidisçi yapılanmanın bir ürünüydü bunlar. Cunta Trakya’da daha dimdik ayaktaydı.
İoannidis diktatörlüğü bereket ki çok uzun sürmedi, eğer sürseydi, göreceğimiz çok şeyler vardı. Tabiî tarih “eğerler” ile yazılmaz. Ama “eğerler” olmayınca da tam anlaşılamaz ve yorumlanamaz.

Şimdi yukarıda sözünü ettiğim “küçük belge” şu:

İoannidis, diğer cuntacılarla birlikte iki kez yargı önüne çıkarıldı, 21 Nisan darbesine katıldığı için ve Teknik Üniversite ayaklanmasının kanlı bastırılışı için. Kıbrıs’taki darbe için yargılanmadı. Bu olayla ilgili Meclis araştırması yapıldı, ancak İoannidis Meclisin ilgili komisyonu önünde ifade vermeyi reddetti. “Kıbrıs’taki askerî harekâtın tüm sorumluluğunu üstleniyorum.” demekle yetindi. Kıbrıs’taki darbe olayının yargıya taşınmamasının ve Meclis araştırması sonucunda oluşturulan Kıbrıs Dosyasının hâlâ yayımlanmamış olmasının nedeni, ifşa edilecek millî sırların Türk tezlerine yarayacağı korkusudur.

İoannidis, 21 Nisan darbesi için çıkarıldığı mahkemede de ifade vermedi ve kendini savunmadı. Teknik Üniversite davasında ise, her nedense sessizliğini bozdu ve uzun bir ifade verdi. Mahkeme önünde bir ara konuyu değiştirdi ve, ne yapsa beğenirsiniz, hiç alakası olmadığı halde bizim Azınlığa değindi. İoannidis, 2. Dünya Savaşında Batı Trakya’daki Alman ve Bulgar işgali sırasında ve onu izleyen andart savaşında 40 bin Batıtrakyalı Türkün Türkiye’ye göç ettiğini söylüyordu. “Büyük bir hata işleyerek o 40 bin kişinin daha sonra Trakya’ya geri dönmesine müsaade ettik. Onların geri dönüşünü engellemiş olsaydık, şimdi azınlık sorunu diye bir sorun kalmayacaktı.” dedi.

Görünmeyen diktatör, Azınlıkla ilgili düşüncelerini ve dolayısıyla kafasındaki planı da ifşa etmişti. Azınlığı hedef olarak seçtiği belliydi, ama kısa süren diktatörlüğü döneminde ve daha önemli işlerle uğraşırken besbelli Azınlığa yeterli zaman ayıramamıştı. Kararlılığı ve gaddarlığı göz önüne alınırsa, Azınlığın nasıl bir beladan kurtulduğu konusunda tahmin yürütebiliriz.

Link: http://www.azinlikca.net/index.php?option=com_content&view=article&id=1487:olen-diktator-oannidis-ve-azinlik-ibram-onsunoglu&catid=42:bram-onsunolu&Itemid=61

efes_dark tarafından

yeniden yayınlandı

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s